Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam45
Toplam Ziyaret280068
KATEGORİLER
Site Haritası

Advertorial

  

  

Borçla Mücadele Platformu

         Kumar oynamak Allah’ın yasak kıldığı en büyük günahlardan biridir ve borca batmak isteyenler için bulabilecekleri en etkili yöntemdir. Başlangıçta çayına, kahvesine diye sözde masumca, zararsız ve eğlence niyetine kumar oynayan kişi gittikçe müptelası olur, uyuşturucu madde müptelasının bu maddeyi almadan duramadığı gibi, kumar oynamadan duramaz bir hale gelir. Şeytan en tesirli tuzaklarından biri olan kumarı şirin göstermek için önceleri kumar oynayanın kazanmasına yardım eder. Bazen bu işi kumarhaneci yeni başlayan birinin alışmasını sağlamak için yapar. Bir zar atarak veya bir düğmeye basarak binlerce lirayı saniyeler içerisinde kazanan kişi çok sevinir ve bu durum nefsine çok hoş gelir. Daha fazla kazanma hırsı tüm benliğini sarar ve kumar oynamak için karşı konulmaz bir istek duyar. Adeta kendinden geçerek çay, sigara, para ve bol küfürden oluşmuş bir boyuta geçer. O andan itibaren bir tek düşüncesi vardır: Çok para kazanmak. Hanımı merak mı eder, çocukları yolunu mu gözler, umurunda olmaz, aklına bile getirmez. Çünkü ortamın büyüsü beynini uyuşturmuştur. Küçüklüğümde bir grup kumarcının uyku ve yemek için bile yerinden kalkmadan, üç gün üç gece durmadan kumar oynaması kasabamızda meşhur olmuştu.

            Bir süre iyi para kazanan kişi, kumarı bırakmaz, daha çok kazanma hırsıyla devam eder. Zaten bırakmak istese de diğerleri buna izin vermezler, ta ki, elindeki parayı kaybedinceye kadar. Kaybeden kişi bu kez en azından kaybettiğini kurtarma telaşına düşer ve devam eder. Kaybetmeye başladı mı, bunun sonu gelmez. En sonunda parası kalmayan kumarcıya karşı taraf, yeter biz bırakıyoruz, derler. Adam parasını kurtaracak ya, durun benim bir arabam var, ona oynuyorum der, anahtarını masaya atar. Bu işin kurdu olan ve yüzde yüz hile yapan kurtların da beklediği fırsat budur. Tekrar otururlar, araba da gider; onu kurtarmak için bu kez evini ortaya koyar, oynamaya devam eder ve ne yazık ki, evini de kaybeder. En sonunda pes eder ama, artık çok geçtir, sıfırı tüketmiştir. Ev karşılığında yüklü bir senet imzalayarak evin yolunu tutar. Adamın bir tanesi işi o kadar abartmıştı ki, oyuna devam edebilmek için hiçbir şeyi kalmayınca karısının üstüne kumar oynamış ve kaybetmişti. Yok artık, bu kadar da olmaz dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, oldu. Bilin bakalım sonra ne oldu? Adamın evine geldiler ve çoluk çocuğun ağlamalarına, yakarmalarına aldırmadan karısını alıp götürdüler. Adam da oradaydı, ama bu duruma fazla ses çıkaramadı. Çünkü, kumar borcu, namus borcuydu!!!

            Selami köyümüzün en fakir insanlarından biriydi, hatta en fakiriydi. Babası o küçükken ölmüş, babasından annesine kalan az bir maaşla uzun yıllar kıt kanaat geçinmişlerdi. Köyde herkes eski evlerini yıkıp yerine betondan çok şahane evler yapmışlar, onlar değil yenisini yapmak, eski evi tamir bile ettirememişlerdi. Selami dışında diğer kardeşleri yuvadan uçmuş, kendilerini kurtarmışlardı. O ise yaşı ilerlemesine rağmen hala işsiz ve bekardı. Bir gün felçli annesi de, yatakta geçirdiği dört yıllık çilenin ardından bu dünyaya gözlerini yumdu ve Selami evin tek geçim kaynağı olan babasının maaşından da mahrum kaldı. Ama fazla sürmedi, Allah yoklukla, fakirlikle terbiye ettiği bu kuluna iyi bir iş nasip etmiş, dolgun maaşla bir madene işçi olarak alınmıştı. Birkaç ay sonra çocuklu bir dulla evlenerek aile sahibi de oldu. Artık kederli günler geride kalmış, yerini sevinçli günlere bırakmıştı. Madene girdikten sonraki ilk yılbaşıydı. O gün madenciler maaş, fazla mesai ve ikramiyelerini bir anda alarak, adeta ceplerinde küçük bir servetle dönüyorlardı. Akşama doğru köyün madencileri yıkamakla çıkmayan kömür tozundan dolayı kapkara, ama içleri sevinçten parlayan gözleriyle etraflarını süzerek birer ikişer köye girmeye başladılar. Selami’nin karısı da çok sıkıntı çekmiş, dul kalmış, sonunda iki yetimiyle Selami’ye varmıştı. O da diğer kadınlar gibi sevinçliydi. Belki Kurbandan beri ilk defa et yiyebilecekler, uzun zamandır basmacıda görüp alamadığı şalvarlığı alabilecekti. Lastik ayakkabıdan yara bere içinde kalmış, gördükçe yüreğini paramparça eden yetimlerinin ayakları, belki ilk defa iskarpin ayakkabı ile tanışacaktı. Bu yüzden herkesten fazla heyecanlıydı ve sabırsızlıkla bekliyordu beyinin yolunu. Fakat, ne hikmetse Selami bir türlü gelmiyor, ona benzettiği her gölgenin arkasından başkası çıkıyordu. Uzun süren sıkıntılı bir bekleyişten sonra, kocasıyla aynı yerde çalışan komşusuna sormayı akıl edebildi. Aldığı cevap karşısında dünyası başına yıkıldı: “Selami kasabada servisten indi yenge. Yapma, etme dedim ama dinletemedim. İnşallah şanslı günündedir?” Selami yolunu gözleyen karısını ve yetimlerini değil, onu soyup soğana çevirmek için aç kurt gibi yolunu gözleyen kumarcıları tercih etmişti. O gece Selami’nin karısı için hayatının en uzun gece oldu, sabaha kadar gözünü kırpmadı, çoluk çocuğun nafakasını kumarda kaybetmemesi için dua etti. Sabahleyin gözleri kan çanağı gibi olmuş, zil zurna sarhoş bir halde geldi kocası. Tüm parasını kumarda kaybetmiş, kalan son parasıyla içki almıştı. Zaten böyle bir rezaletin verdiği ızdırap, ancak sarhoş olunarak hafifletilebilirdi. Selami bu rezil hayatı sürdürmeyi tercih etti. Ne etrafının nasihatleri kâr etti, ne de karısının yalvarmaları. Şimdi emekli ve hâlâ dedesinden kalma eski evde oturuyor.

            Hüseyin beyin köy şartlarına göre çok iyi bir işi vardı. Orman koruma memuruydu ve oldukça iyi sayılabilecek bir maaş alıyordu. Böyle bir gelire sahip birinin geçim derdi olmaması gerekiyordu, ama onun ailesi dededen kalma tarlayı işleterek geçimlerini sağlıyor, ondan pek bir fayda göremiyorlardı. Çünkü kumar hastalığına yakalanmıştı. Aldığı maaşın neredeyse hepsi kumar ve içkiye gidiyordu. Bunun yanı sıra sık sık kumar partilerine katıldığı için bazen işe de gitmiyordu. En sonunda görevine son verildi ve ortada kaldı. Bu yetmezmiş gibi baba yadigârı ahşap ev çıkan bir yangında tamamen yanmış ve evsiz kalmışlardı. Köylünün yardımıyla bir kulübe yaptılar ve orada kalmaya başladılar. Yine komşulardan gelen yardımlarla ve az da olsa tarladan elde ettikleri ürünün geliriyle geçinmeye çalışıyorlardı. Bu arada Hüseyin Bey herhangi bir işte çalışmayıp, aylak aylak dolaşıyor, fırsat bulduğunda da kumar oynamaya devam ediyordu. Aradan uzun yıllar geçti, iki oğlu büyüdüler ve işe girdiler. İkisinin de tek istedikleri kulübeden kurtulup normal bir evde yaşamaktı. Bir müddet sonra epey para biriktirip babalarına vererek, “Baba, eski evin yerinde yeni bir ev yapalım, kulübeden kurtulalım, al şu parayı hemen temel at, biz her ay kazandığımızı sana veririz, İnşallah tez zamanda evimize kavuşuruz.” dediler. Ama evi yanan, ailesini ahır gibi kulübede yaşamak zorunda bırakan Hüseyin beyin akıllanmaya pek niyeti yoktu. Oğullarının aylarca çalışarak ev yapmak için biriktirdikleri parayı alıp ortadan kayboldu. Epey bir süre ortalıkta gözükmedi. Nihayet bir kaç ay sonra komşu ilden aradılar, körkütük sarhoş olduğunu başına bir şey gelmeden gelip götürmelerini söylediler. Oğulları gidip bulunduğu yerden alıp getirdiler. Hüseyin bey bir türlü uslanmadı, bir akşam körkütük sarhoş bir vaziyette bu dünyadan ayrıldı gitti.




0 Yorum - Yorum Yaz